HAYATA DAİR DİPNOTLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
HAYATA DAİR DİPNOTLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Yastayız...






 





Ölüm bu, FUKARA ölümü,
Geldim, geliyorum demez.
Ya bir kuşluk vakti,
Ya akşamüstü,
Ya da seher, mahmurlukta,
Bakarsın, olmuş olacak..

AHMET ARİF






Ne güzel söylemiş şair Fukara ölümü gerçekten. Bir lokma ekmek parası uğruna canlar...:(

Soma' da yaşamını yitiren işçilerimize Allah' tan rahmet, acılı ailelerine sabır, yaralı işçilerimeze de acil şifalar diliyorum. Allah yar ve yardımcınız olsun...

Yine sözün bittiği yerdeyiz....BAŞIN SAĞOLSUN  TÜRKİYEM...









6 Nisan 2013 Cumartesi

Kabak Çekirdeklerim...

Merhabalar,


Hepinize güzel bir hafta sonu diliyorum. Ben çok etkileyen kabak çekirdekleri ile sizi baş başa bırakıyorum...

 

İnsanın ortak kaderi doğum, ölüm ve o aradaki zaman, yaşam…
Doğmak, ölmek isteğe bağlı değil…
Ölmek, belki bazen.

Bize düşen yaşamak.
Koşullar ne olursa olsun yaşamak…
Ayakta kalmak…

Hadi sıyırttın sıyırttın, hayatta kalabildin zar zor…
Uzun yaşamak, bir ayrıcalık. İyi, güzel…

Ama ayakta kalmak, kalabilmek. Ceza ! Müthiş bir ceza!

İlkokuldaydım, birinci sınıfta. Hiç unutmadığım bir cezaya çarptırıldım. Karatahtanın önünde, sırtım sınıfa, yüzüm karatahtaya dönük, ders bitimine kadar kıpırdamadan ayakta durmak… Utanıyorum, midem bulanıyor. Ölmek istiyorum. Herkesten nefret ediyorum, herkes ölsün istiyorum. Sonra bir ara cebimdeki kabarıklığı hissediyorum: Kabak çekirdeklerim! Bir kuruşluk kabak çekirdeği almıştım, bir tane bile yemedim. Mahmut’la ( benden birbuçuk yaş büyük ağabeyim; üçüncü sınıfa gidiyor) eve giderken yiyecektik. Evimiz taa tepede, Abidin Paşa Köşkü’nün orada.

Bahardı… Bademler açmış, tepeye giden toprak yol bomboş. Ev yok pek. Apartman hele hiç yok. Göz alabildiğine tarla. Papatyalar, gelincikler. Hadi be sen de! Ne diye ölecekmişim…
Mati’cigimle güzelim dağ yolunda çekirdek yiyerek, konuşa gülüşe eve gitmek varken !

Şimdi dönüp geriye baktığımda, hep çekirdek misali umutlar peşinde
ayakta kalabildiğimi görüyorum. Öleceğimi bile bile bir çekirdek uğruna bu kadar çaba, çırpınma! Değer mi ? Birşey yap.

Mati anımsıyorum, sevgili Aziz Nesin’i…
İçim ısınıyor yeniden.

Kalk hadi diyorum, durma koş, birşeyler yap. Yaşa…
Dur diyorlar bir yandan da, koşma…
Yeter dinlen artık. Koşma…

Öl artık !

Ama çekirdeklerim bitmedi ki daha…


Yıldız Kenter - Kabak Çekirdeklerim.





Sevgiyle kalın... 




23 Mart 2013 Cumartesi

Yaşama Dair...

Merhaba sevgili dostlarım bugün yaşama dair birşeyler paylaşmak istedim. Ne güzel anlatılmış ben çok beğendim umarım sizlerde beğenirsiniz. Güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle,


Yaşam üzerine fazla geldiği zaman onu zorlama,
biraz duraksa, neler olup bittiğine anlam verme.
Mutlaka yanlış bir şey oldu ve düşüncelerin ile
dileklerin aynı orantıda değildi ve varlığın ile buluşamadı.

Sorun yok, sadece bekle...

Güneş doğacaktır, çimler yeşerecektir, çiçekler açacaktır,
rüzgar esecektir ve yağmur yağacaktır, zorlamaya gerek yoktur, olması gereken kendiliğinden olur !
İzlemeye devam et, şahitlik güzeldir, hem olayın dışındasındır hem de içinde, o bir dengedir, o anlamlıdır, şahit ol, tanık ol, olan ile bütünleş, güzellik olanların içinden filizlenecektir; zorlamaya gerek yoktur, olması gereken kendiliğinden olur...!

~ Albert Einstein ~
 
Sevgiyle kalın...:)
 
 
 

26 Şubat 2013 Salı

Ne güzel şey hatırlamak seni...

 Merhaba sevgili dostlarım bugün bu şiiri paylaşmak geldi içimden. Büyük Usta Nazım Hikmet' e ait.
Bakalım beğenecekmisiniz....
 
Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

Ne güzel şey hatırlamak seni:
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının...
İçimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
Parmakların ucunda kalan kokusu sarduya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti:
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak koyu bir karanlık...

Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazamak sana dair,
hapiste sırt üstü yatıp seni düşünmek:
filanca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya...

Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan birşeyler oymalıyım yine:
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
Ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...

Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinde,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...
- NAZIM HİKMET -
 
Sevgiyle kalın..... :)


 

31 Ocak 2013 Perşembe

Zenginlik...

Merdivenleri yardımsız çıkabilmektir.
Pencereden bakıp, yoldan geçenleri görebilmektir.
Her akşam kendi kapını kapatabilmektir.
Saçının okşanmasıdır.
Kolundaki saatin geleceği göstermesidir.
Bir sonraki hafta için plan yapabilmektir.
Güzel günleri bekleyebilmektir.
Bazen bir tabak makarnadır.
Bazen iki tane domates ve bir taze ekmektir.
Kendine inanabilmektir.
Zenginlik varlığından mutluluk duyabildiğin herşeydir…
Fakirlikse…
Bir kez tanıyıp,
Sonra yokluğunu öğrenmektir…!

İclal Aydın...
Sevgiyle kalın dostlarım...
 

26 Ocak 2013 Cumartesi

Basit Yaşayacaksın...


Basit yaşayacaksın, basit.
Mesela susayınca su içecek kadar basit…
Dört çıkacak, ikiyle ikiyi çarptığında.
Tek düğmesi olacak elindeki cihazın;
Tek bir düğme, tek bir cümle gibi…
Sevince lafı dolandırmadan söylediğin “seni seviyorum” gibi.
Basit, sıcak bir öpücük yetecek sana…
Basit, sıcak bir öpücük; ve o öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm düşlerin.
O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
Öpücük için yiyeceksin, hayatının dayağını.
Kabak çekirdeği verecek, sana rakamların veremediği mutluluğu.
El yazısıyla yazılmış, eğri büğrü bir mektup olacak,
En değerli kağıdın, hep yanında taşıdığın, atmaya kıyamadığın.
İki harekette giyiniverecek, iki harekette soyunuvereceksin.
Kısacık olacak uyanman ve yola çıkman arasında geçen süre;
Kısacık olacak sıcacık kollara dolanman ve
Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını; bakışların bile anlatabilecek kendini
Beklentilerin de basit olacak, Kaf Dağı’nın önünde bekleyecek mutluluklar.
Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;
Ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana en ucuz romanını;
Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini.
Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.
Bir kaşarlı tost olacak aradığın,
nasıl oturacağını bilemediğin sofrada,
Parmakların en kıymetli çatalın,
yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri.
İskender’in kılıcı duracak, avukat rehberinin yanında.
Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana, kontraplak bir gitarda
doğru basılmış bir fa diyezin mutluluğunu,
Makyajı ilk “a”sına kadar bilmen yetecek, temizlik kokacak en pahalı parfümün.
“Bilmiyorum” diyebileceksin bilmediğinde ve çok normal olacak “ bilmeyişin”.
Tek dereden su getirmen yetecek, bir “istemiyorum” diyebilmeye,
Ne durduğu fark etmeyecek abanın altında.
Saatin, sadece saati gösterecek,
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın,
Küçük bir not defteri olacak, “bilgini” en hızlı “sayan”.
Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit…
Çay, simit ve peynirle...!

-- Yalçın Ergir --


Sevgiyle Kalın...

17 Ocak 2013 Perşembe

Biz Küçükken...

Herkese merhaba,

Bugün içimden bu yazıyı sizlerle paylaşmak geldi. Umarım beğenirsiniz...

Biz küçükken çok büyüktük. 

Mesela kollarımızı bir açardık, dünyayı kucaklardık. 
Güzeldik biz küçükken. Kaşlarımızı almayı bilmezdik, makyaj çok büyüklerin işiydi sevmezdik. Arkadaşlarımızla beraber bir gece uyuyabilirsek eğer velinimetti bizim için, lükstü, zenginlikti. Ailelerimiz en az beş kez arardı eve beş dakika geç kaldığımızda. Otobüsteyim bile diyemezdik, otobüsle bir yere gidemezdik. Oto ......büs lükstü, zenginlikti. Koşa koşa eve varana dek nefes almazdık ve nerdesin sen sorusunu duymadan cevabı verirdik. Biz bir gülerdik küçükken, kalbimiz kahkahalar atardı. Biz küçükken öğretmenimiz en yakın arkadaşımızla sıralarımızı ayırmasın diye, teneffüse kadar konuşmazdık. Not yazardık birbirlerimize. Biz diyorum küçükken bizdik böyle bayağı bir kalabalıktık. Yani biz diyebileceğim kadar çok. Biz küçükken bir büyüktük ki böyle kollarımızı açsak sığmazdı eni boyu. Sonra mı? Büyüdük. Kollarımızı açtığımızda bir kişiyi bile sığdıramayacak hale geldik. Küçülene kadar büyüdük, çok büyüdük yani. Biz olamadık bir daha. Sen, ben olduk. Büyüklük lüks değildi, zenginlik değildi. Koşa koşa büyüdük. Büyürken ne de çok küçüldük.

- Nâzım Hikmet Ran -

Sevgiyle kalın...

19 Kasım 2012 Pazartesi

Başarmış Olmak


 
Çoğu zaman ve çok gülümsemek; zeki insanların saygısını ve çocukların sevgisini, şefkatini kazanmak; dürüst eleştirilerin takdirine layık olmak ve yanlış arkadaşların ihanetlerine tahammül edebilmek; güzelliği takdir edebilmek, başkalarındaki "en iyiyi bulabilmek"; sağlıklı bir çocuk, bahçelik bir arazi ya da daha iyi hale getirilmiş bir sosyal durum yoluyla bu dünyayı olduğundan biraz daha iyi bırakarak terk etmek; bir tek hayatın bile sırf siz yaşadınız diye daha rahat nefes almış olduğunu bilmek. 

İşte "Başarmış Olmak" budur. -

Ralph Waldo Emerson 


Ne güzel söylemiş düşünür. Hayatta bir şeyleri başarmak, başardığınla mutlu olmak ne güzel bir meziyet. İnsanoğlunun şu hayatta yapamayacağı hiç bir şey yok.


Yeter ki istesin.....



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...